|
|
ABD’nin Uzay Savunma Sistemi projesine katılma kararının
alındığı, Avrupa’da EUREKA araştırma birliği çalışmalarının
planlama toplantılarına TC Hükümeti bakanlarının katıldığı bir
dönemde Türkçe’nin bilim dili olma şansı veya koşulları üzerine
bir tartışmanın başlatılmasında yarar var.
BİR DİLİN
GELİŞMESİ
Önce bir dilin nasıl oluşup geliştiğine bakalım. Organik
hayat üzerine yapılan bilimsel araştırmalar, zihnin, yaşamın
evrimsel gelişmesinin bir ürünü olduğu sonucu ortaya çıkarıyor.
Sinir sisteminin belirli gelişme düzeyine eriştiği canlılarda
bilincin çeşitli şekillerini görüyoruz. Evrim sonucu bu bilinç,
sinir sisteminin bir parçası olan beynin gelişmesiyle insanlarda
düşünce düzeyine varıyor. (1)
İnsanın evriminde belirleyici adımın, insanoğlunun atası
olduğu kabul edilen maymun türünün iki ayak üzeirnde dik duruşa
geçmesiyle atıldığı ileri sürülür. Bu sayede, insanın daha
sonraki dönemlerde tüm üretken çalışmalarını gerçekleştirdiği el
serbest kalmış oluyordu. Elin kullanılmasıyla “insan eli”, ve eli
kontrol eden beyin “insan beyni” olarak gelişti. Biyolojik evrimin
“insan elini” ve “insan beynini” üretmesinden sonra insanoğlu
kendisinin farklı bir evrimini başlattı: çevresi ve kendisi
üzerindeki bilinçli kontrolünü, sosyal organizasyonunu,
tekniklerini, bilgilerini ve kültürünü içeren bir evrim.
İnsanoğlu, çalışmalarını ve dış dünyadan kaynaklanan
algılamalarını geliştirmekle düşünme ve fikir üretme olanağını
elde etti. Bu, çalışma ve algılama metodlarının daha da
gelişmesine yol açtı. Doğa üzerinde artan kontrol sonucu nesilden
nesile aktarılması gereken bilgi hacmi büyüdü. Aynı dönemde, ortak
çalışmanın yararlarını gören bireyler birbirlerine yaklaştılar ve
öyle bir an geldi ki birbirlerine birşeyler söylemek zorunda
kaldılar. “Söylenmesi” gerekenler, kullanılan aletlerin özellikleri
ve ortak çalışmayla nelerin hedeflenebileceği, nelere
ulaşılabileceğiydi. Bunların hayvanlarda gördüğümüz haykırış ve
jestlerle anlatılamayacağı açık. Gereksinme, organın gelişmesine
yol açtı: maymun ağzı “insan ağzı”na dönüştü.
İnsanlık tarihinin başlangıcından bu yanan konuşmanın
bireyler arasındaki sosyal iletişimin aracı olarak hizmet verdiği
tartışılmaz bir gerçek. Konuşma, bireylerin başkalarından kopuk
olarak sadece kendi kullanımları için gelişemeyip, sosyal
toplulukça devamlı kullanılan kelimelerin yanısıra kullanımın
nasıl olacağını belirleyen kuralları içeren bir dilin varlığına
ihtiyaç duyar. Dilin ise, ortak çalışma süresi içinde ve bunun
sonucu ortaya çıktığı açık. İnsanlar ortak yaptıkları her işte
dillerini kullanıyorlar. Düşüncelerini, ümitlerini, dünya ve
birbirleri hakkındaki fikirlerini, bunları birbirlerine anlatma ve
aktarabilme olanağını yaratan ortak bir dilin varlığıyla
geliştirebiliyorlar. Ortak dilin yokluğunda fikirlerin oluşması ve
aktarılması olanaksız.
NE YAPMALI?
Dilin gelişmesinde ön koşulun “ortak çalışma” olduğunu
açıklamaya çalıştım. Bunun ışığında Türkçe’nin bilim dili olarak
da gelişebilmesinin ortak bilimsel çalışmayla gerçekleşebileceğini
söyleyebiliriz. Diğer bir deyişle, Türkiye’de bilgi üretilmesi
gerekmektedir. Üniversiteler, varolan bilgileri yeni nesillere
aktarmanın yanısıra yeni bilgilerin üretildiği merkezler olmak
zorunda. Bu çabalara firmaların da katılması gerekir. Bilimsel
çalışmalar sırasında Türkçe düşünülmeli, Türkçe tartışılmalı ve
Türkçe yazılmalıdır. Bu görüş, yabancı dil düşmanlığı olarak
yorumlanmamalıdır. Günümüzde sınırlı bir şekilde yürütülen
araştırma ve bilgi üretme çalışmalarında bilim adamlarımız ve
kadınlarımız Türkçe’de karşılığını bulamadıkları kelimeleri,
dilimizde anlatmak yerine, tembellik diye tanımlayabileceğimiz bir
davranışla aynen kullanıyorlar; örneğin gradyen, rijid. Gradyen,
bir özelliğin uzaklığa bağımlılığı, rijid ise şekil değiştirmeyen
demek. Görüldüğü gibi, üzerinde biraz düşününce, Türkçe anlatmak
hiç de zor olmayan bir iş. Bunun yanısıra, yabancı dilde sunulan
bilginin (kelimenin) arkasında yatan fikre bakmadan da çeviri
yapılıyor. Ortaya ilginç durumlar ortaya çıkıyor: “Sonsuz uzayda
para çatlağın burulması” makalesinin yazarı asıl yazıda
“penny-shaped” olarak geçen deyimi “para” olarak çevirmiş. (2)
Demek istenilen, çatlağın 1-2 cm çapında ince disk şeklinde
olduğu. İngilizce “penny-shaped” deyimi bu fikri verdiği halde
“para” çeviride ilgisiz kalıyor. “Momentsel impuls yasası”
başlığındaki türkçeleştirme %33. (3)
Çeviri, yabancı dildeki kelimeleri Türkçe yazmak olmadığı
gibi yerlerine kelime uydurmak da değildir. Bilim adamlarımız ve
kadınlarımız kendi dallarındaki çalışmalarının yanısıra dilbilimci
de olmak zorundalar. Ancak bu başarılırsa ve gerçek anlamda bilgi
üretilirse Türkçe dil olarak ve bilim dili olarak gelişebilir.
Aksi takdirde, yabancı kelimeleri kullanmadan Türkçe konuşup
anlaşmamız mümkün olmayacak.
KAYNAKLAR
(1) M.
Cornforth, The Theory of Knowledge, International Publishers, New
York (1980)
(2)
Birinci Ulusal Mekanik Kongresi Bildiriler, İTÜ, İstanbul (1980),
sayfa 201.
(3)
J.
Zierep, Akışkanlar Mekaniği, çev. A. Varol, FÜ Mühendislik
Fakültesi Matbaası (1983) |
|